Thursday, May 1, 2008

Hedef mi? Tahmin mi?

Bilindigi uzere Merkez Bankamiz kriz sonrasi degisen kanunuyla 2002 basindan bu yana fiyat istikrarini saglamak uzere enflasyon hedeflemesi adi verilen para politikasi uygulmasina gecmisti. Burdaki temel amac beklentilerin yonetilmesiyle ekonomik birimlerin hedeflenen enflasyon oraninin gerceklesecegine ikna edilmesiydi ve de bu birimlerin davranislarinin hedef enflasyona gore sekillendirmeleriydi. Bu noktada Merkez Bankasinin (TCMB) guvenirligi ve de kredibilitesi buyuk onem tasimaktaydi. bunun yolu da TCMB`nin kisa vadeli fazileriyle konomiye yon vermesiyle olusacakti.

Zira 2002 basindan 2005 sonuna kadar uygulanmis olan politika acik enflasyon hedeflemesinden ziyade ortuk enflasyon hedeflemesi diye tabir edilen bir bevi gecis donemiydi. 4 sene boyunca TCMBnin hedefleri asilarak enflasyon 70%li seviyelerden tek haneli rakamlara kadar indirldi.

Bu noktada sene sonunda gerceklesen enflasyonun hedefi alttan iskalamasi olumlu olarak algilandi nitekim yuksek degerdeki enflasyonun beklentilerinde oldukca altinda kalarak hizli bir dusus gostermesi bu donemde TCMB`nin krizde kaybolmus kredibilitesini geri getirdi.

Ancak ne olduysa bu kredibilite saglanip 2006 basinda acik enflasyon hedeflemesine gecisle oldu. Sozu gecen donemde:

1) TCMB`nin neredeyse butun ust yonetimi degisti, baskan atamasi sirasinda kriz yasandi, baskanlik icin onerilen isimlerde hukumetle cumhurbaskani arasinda mutabakat saglanamadi, hatta ilk onerilen isimin faizsiz bankacilik yapan bi kurumdan gelmesi saskinlik yaratti. (Kaldi ki 2008in ortalarina gelirken yaklasik 2 senedir hala atamasi yapilmamis bi baskan yardimciligi makami var, bu makamin uzun suredir bos durmasi ayri bir saskinlik konusu)

2) Nisan 2006da once bir ictalep sokuya enflasyon aniden yukselise gecti, ardindan baslayan Mayis-Haziran 2006 dalgalanmasi kurlari yukari iterek enflasyonun rayindan cimasina sebep oldu, faizler 13,25% seviyesinden 17.50% a kadar yukseltildi

3) Bu kosullar altinda 2006 sene sonu enflasyonu hedefin (5%) neredeyse iki kati yukarida gerceklesti (9,7%)



4) 2007 yilinda da kurlar tarafindan gelen baskinin yok olmasina ragmen kuraklik ile yukselen tarim urunleri fiyatlari islenememis gida fiyatlarinda yuksek montanli artislara sebep oldu ve de neredeyse sene boyunca yukselis trendi izleyen petrol fiyatlari ikincil etikilerle birlikte bu sefer hedeflenen enflasyon(4%) un iki katindan da fazla bir seviyede gerceklesti. (8,4%) Ayrica kuresel kriz surerken 2007 eylul ayindan baslanarak TCMB duzelen cekirdek enflasyon endekslerine guvenerek faiz indirim surecini baslatti.

2008 basina gelindiginde cogu analist ilk 2-3 ay 25bps lik faiz indirimi arkasindan Merkez`in bekle gor politikasi uygulayacigini, enflasyon patikaya uyumlu halde giderse son ceyrekte faiz indirimlerinin devaminin gelecegini dusunuyordu. Nitekim evdeki hesap carsita uymadi, yukselmeye devam eden enerji (ozellikle petrol) ve gida fiyatlari ve de doviz kurlarinda ortaya cikan (ya da cikarilan!) yukselis bir kez daha Merkez`in belini buktu. Nitkeim butun bunlar daha onceki Merkez tahminlerinin tutmayacagini, ve dolayisiyla kredibilite kaybinin buyuk boyutlara ulastiginin kaniti.

Kredibilite demisken, Merkez bankalarinin kredibilitesini gosteren en onemli gostergelerden birisi, enflasyon beklentileriyle hedef enflasyon arasindaki farktir, buna kredilbilite acigi (credbility gap) deniyor, bu fark ne kadar fazla ise Merkez bankasi o kadar az kredbiliteye sahiptir, nitekim Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankasi`nin son donemde kredbilite acigi yukselen enflasyon beklentileriyle acilmaya baslamistir.

Bu gelismeler isiginda nisan ayi sonundaki hazirlanan enflasyon raporunda en cok goze carpan konu Merkez`in 4%lik hedefe ulasmanin uzun zaman alacagini itiraf etmesi oldu. 2008 sonu icin enflasyon tahmini 9.3% gibi bir rakama ulasti, ve de Merkez bankasi ekonomik bireylerden bu rakama gore hareket etmelerini onderi. Bu durum gosteriyor ki enflasyon hedefi resmen olmasa da fiilen degismistir. Merkez bankasi 2008 senesi icin hesap verme ilkesi ihlali saydigi icin bunu degistirmedigini acikca ilan etmistir, ayrica soylemler de oyle gosteriyor ki 2009 icin belirlenmis olan 4%lik enflasyon hedefi de enflasyonda bir mucize olmusmazsa cok buyuk bir olasilikla yukari yonlu olmak uzere degisecektir.

Diger bir konu da TCMB`nin faiz artirmasinin gerekliligi. Enflasyonun bu noktada talep kanalindan hizlanmadigi cok acik. Faiz artirimlarinin da yukselen maliyet baskisini da azaltmasi mumkun gorunmuyor. Peki bu asamada faiz artirmak mantikli mi? Su acidan mantikli, piyasaya verilecek mesaj, ve kaybolan kredibilitenin artirilmasi amaclanmasi. Bu sebepten TCMB faiz artiracaktir ve de artirmalidir.

Monday, April 21, 2008

Kredi ratingleri - Bir gorus

Bundan yanlizca yaklasik 5 hafta once ekonomi kurmaylarimiz bir basin toplantisi duzenleyip revize edilmis milli gelir rakamlarindan sonra olusan makro gostergelerin bir kredi notu artisi gerektirdigini soyemislerdi, ancak bu kurmay toplantisinin uzerinden cok da fazla bir sure gecmeden, yaklasik 3 hafta sonra S&P Turkiye`nin kredi notu görünümünü düşürdü. Hatta S&P bununla kalmayip bizim de dahil oldugumuz emerging market ulkelerine uyarilarda bulunarak not indirimlerinin muhtemel oldugunu savundu.

Su anda Turkiye`nin kredi notu gorunumu onde gelen kredi derecelendirme kuruluslari Moody`s ve S&P`ye gore sirasiyla Ba3 ve BB-; yani yatirim yapilabilir seviyenin altinda (speculative grade) ve yatirim yapilabilir seviyeye gelmesi icin kredi notunun birkac kez yukseltilmesi gerek. Diger yandan son donemde Turkiye`yle sikca karsilastirilan ulkeler olan Brezilya, Guney Afrika ve Macaristan`in kredi notlari sirasiyla Ba1/BB+(speculative grade), Baa1/BBB+ (investment grade) ve A2/BBB+ (investment grade), yani kredi derecelendirme kuruluslarina gore Turkiye bu 4 ulke icerisinde en kotu durumda ve Brezilyayla birlikte yatirim yapilabilir seviyenin altinda.

Son bir guncel veri de verirsek Turkiye`yle kiyaslanan bu 3 ulke de son donemde faiz artirimlarina gittiler, hatta Brezilya Merkez Bankaci (BCB) bekleninin uzeirnde bir faiz artirimiyla kisa vadeli fazilerini 11.75% seviyesine kadar cikardi.

Simdi bu noktada Turkiye`nin bu notu hak edip etmedigine hic girmeden yanlizca uluslararasi kredi derecelendirme kuruluslarinin bu notlarina bakarak TL`deki ve TL bonolardaki satisi anlamlandirmak cok da guc degil. Yabancilar TCMB`den faiz artirimi bekliyorlar, belki de en dusuk grade i olan bu bonolarin gorece getiri avantajinin dusmus oldugnu dusunuyorlar. TL`deki satis hareketinin bir parca da buradan kaynaklandigini dusunuyorum.

Ama su da bir gercek, kredi derecelendirme kuruluslari subprime krizinde en cok elestirilen kurumlardi, bu notlarin gercek durumu yansittigina cok da guvenilebilir mi?

Thursday, April 17, 2008

Olan Biten, aylar sonrasinda

Kuresel piyasalar stres altinda;

2007 agustos ayinda BNP Paribas hedge fonlarinin likidite problemine girmesiyle bir nevi start alan dalgali donem hala dizginlenmis gozukmuyor, o donemden bu yana olusan kisa vadeli tavan seviyelerine oldukca uzak bir noktada bulunuyoruz su siralarda. Once subprime mortgage loanlarindaki odeme guclukleriyle baslayan dongu bu kredilerin menkullestirilip CDO (Collateralized Debt Obligations) adi verilen bono larin icersinde birlestirilmesi (icinde subprime riski tasiyan bonolara monolinelar sayesinde AAA ratingi verilmis olmasi da likiditesini artiriyor ve bu enstrumani cazip kiliyor) ve CDO lara sicrayan tedirginlik guven kaybina, bu guven kaybi da kredi verme de ihtiyatli olmaya itti bankalari, bu ihtiyat guven bunalimina donusup, bankacilik sektorunde uzun yillar unutulmayacak kadar kotu bir bilanco donemine sebep olmustu. Hatta bu donemin kurbani da Bear Stearns adli yatirim bankasi oldu, abd nin en buyuk yatirim bankalarindan olan BS zor duruma dusunce ani bir haftasonu operasyonuyla piyasalarin acildigi pazartesi sabahinda JP Morgan a kelepir fiyata satilmis olarak buldu kendisini. Hatta o derecede ki BS calisanlarinin borclarini odeyebilmesi icin evlerini satisa cikaracagini ogrenen emlakcilar pazartesi sabahi BS kapilarinda flyerlarini dahi dagitmislar.

Diger taraftan nisan ayinin ortalarina geldigimiz bu gunlerde kredi piyasasindaki en kotu donem geride kalmis intibasi uyandiriyor, ancak sorunlar bu sekilde de bitmiyor, kredi krizinin akabinde dusen sirket karlari ve dibe vurmus tuketici guveni abd nin resesyona girmis oldugu sinyalini veriyor, su satirlarin yazildigi sirada resesyonun ne kadar sert olacagi tartismalari yazila dursun obur yanda dolarin deger kaybiyla emtialardaki onlenemez yukselis ve de yarattigi enflasyon baskisi bu donem piyasalari germeye yonelik en buyuk risk olarak gozukuyor.

Su siralarda abd bankalari basta olmak uzere (ozellikle citi ve merrill) cogu banka sapir sapir dokulen bilancolar aciklamakta, ancak bu zararlari sermaye artirimlari ile asmaya calisan bankalarin en buyuk destekcisi ulke rezerv fonlari da diyebilecegimiz Sovereign Wealth Funds (SWF) lar oldu. Ozellikle son yilarda petrol fiyatlarinin yukselmesiyle ellerinde yogun bir bicimde usd stoku biriken ortadogu ulkeleri, diger yandan su anda yaklasik 1,7 trilyon dolara ulasan doviz rezerviyle Cin, SWF lariyla su anda bircok amerikan bankasina ortak olmus durumda, tabi bu durum bazilarini endiselendiriyor, ulke fonlarinin serbestce dolasmasinin ulusal guvenlik problemi yaratacagini savunuyor bugun Almanya basta olmak uzere bazi avrupa ulkeleri.

Thursday, May 24, 2007

Ongoruler, Gerceklesmeler ve Yeni Ongoruler

Oncelikle yazilarimin uzun araliklarla yazilmasi konusunda okuyucularimdan ozur dilerim, son donemdeki yogun programimdan kaynaklaniyor.
Son yazimizdan bu yana yine degisen oldukca cok sey var. Bir kere cumhurbaskanligi konusundaki ongorulerimizin gercege kavusmadigini gormus olduk. Ne yazikki daha once cogu kisinin risk saydigi sey goz gore gore gerceklesti, hukumetin atamalar konusundaki `once cemaat` dusuncesinin onunce gecilemedi. Simdi 1.5 ay oncesine gore o kadar farkli konumdayiz ki... Bizim gibi ulkelerde siyasi gerilimlerin piyasayi ve dolayli olarak ekonomiyi etkieme gucunun halen yuksek oldugu apacik...

Ancak son durumda piyasalarda yasananlar cumhurbaskanligi hadisesini, son donemde artan butce harcamalarini (hatta bu seneki butcede kdv gelirleri azalirken bugun gida ve turizmde kdv nin indirilecegi haberleri geldi sevgili maliye bakanimizdan, hatta ustune TUIK`in milli gelir hesaplamalarinin milli geliri oldugundan daha az oldugunu dile getirmis, megerse daha zenginmisiz! ne guzel!) fiyatlara yansitmis gozukmuyor. Bu durum su anda her seyin gulluk gulistanlik oldugunu gostermiyor, tam tersine kuresel hareketin bir parcasi, su anda Brezilya`da para birimi Real son 6 yilin en dusuk seviyelerinde; kursel risk istahinin en onemli gostergesi, dunyadaki likidite bollugunun en oneli kaynagi Japon Yeni karsisinda Turk Lirasi son 5 yillin degerli konumunda, Amerikan borsalari ve gelisen piyasalar (Ozellikle son yillarin gozdesi Cin borsasi) borsalari (son bir iki gundur yasanan hareketler haric) tarihi zirvelerinde. Hal boyleyken risk istahinin verdigi sarhosluk Turkiyedeki riskleri fiyatlara dogru bicimde yansitmamakta.

Simdiki soru fiyatlar bu kadar yukselmisken, emerging piyasalardaki spreadler bu kadar daralmisken bi duzeltme hareketi gelecek mi?Bu harekete Cin borsasinda baslayacak bir satisin sebep olacagi senaryolari yazilip ciziliyor bi suredir. Onceki gun eski efsanevi Fed Baskani Greenspan`in Cin borsasinda buyuk bir duzeltmeyi olasi gordugunu (gerci unutmamali ki subprime mortgage dalgalanmasi sirasinda da Greenspan Amerika`da 2007 icinde resesyonu olasi ancak muhtemel gormedigini belirtmisti, bunu bir kosede sakliyorum) aciklamasiyla kimsenin dusunmek bile istemedigi seyi soylemis oldu. Ancak gelecek olan kuresel bir satis dalgasina etki edecek baska onemli gelismelerin de ayni anda yasanmasi gerekiyor (mesela carry trade`de bir cozulme olmasi en uste yazilacak faktor)

Dunya ekonomisinin yaklasik 25%i olan Amerikadan son donemde gelen veriler simdilik resesyon ihtimaline destek vermiyor. Nitekim 2007 icerisinde faiz indirimi bekleyenler iyice azalmis durumda; takip ettigimiz Amerikan 10 yillik tahvilleri gun icerisinde 4.90%`lere kadar yukseldi. Bu durum -simdilik- dolara euro karsisinda destek veriyor, ve Fed`in faizleri uzun suredir 5.25%te tutmaktaki hakliligini gosteriyor.

Tuesday, April 10, 2007

What markets want

Bir onceki yazimdan sonra uzun sureli ara vermek durumunda kaldim, bu surec icersinde dunya piyasalarinda baslayan satis hareketi arindan gelen iyimserlik ruzgarlari ile karsilastik dersek kisa bir ozet yapmis oluruz. Esasinda her gun olaylarin icerisinde olmak, saat saat takip etmek, her turlu hareketi sicagi sicagina yorumlamak bazi noktalari gormeyi zorlastirabiliyor, olaylara uzun vadeli perspektifle bakmayi sinirlayabiliyor, ve bunun sonucu olarak kisa vadede dogru gibi gozukse de esas resmin goruntuden kaybolmasi olgusunu doguruyor.

Bu durumdan yola cikarak genis resme bakalim. Malum 2006`nin mayis haziran aylarinda yasanan harketlerden sonra cifte secim yili 2007`de Turkiye icin buyuk bir dalga bekleyenlerin sayisi oldukca artmisti. Simdir buradan baslarsak secim yillari neden risklidir sorusu gundeme geliyor. Secim yillari hukumetlerin bir sonraki secimde de sandiktan guclu cikmalarini isteklerinin sonucu populist ekonomi politikalari gelistirme olasiliginin yukseldigi icin riskli. Ne varki bu risk Turkiye icin de gecerli herhangi baska bir ulke icin de gecerli. Hukumetler bu donemde kesenin agzini aciyor ve de gereksiz ve asiri harcamalarda bulunyor bunun uzerine yuksek oranli butce aciklari olusuyor, bu butce aciklari temelleri saglam olmayan bir ekonomi tabaninda krizlerin temel sebebi oluyor. ayrica bu durum ozellikle 80li yillarin sonu ve 90larda bizim de oldukca sik gormeye alisik oldugumuz bir durum. Ustelik artan yolsuzluk ve de bunun sonucu olusan "moral hazard" buradaki yillarin kaybolmasinin temel sebebi.

Yukselen harcamalar disinda siyasi gerginliklerin olmamasi ve de uzlasmaci politikalar izlenmesi ortami tabiki yatistirici etmenler olacaktir.

Bu noktada bir acidan finansal piyasalarin oneminin ortaya ciktigini dusunuyorum; nedenini acikalayacak olursak, piyasalar malum liberal veya kapitalist sistemin bir sonucu. Ancak mevcut ortami bozan bir hareketin bir numarali cezalandiricisi oluyor, veya gereksiz gerginliklerin onune gecmesiyle siyasetcilerin uzerinde adeta demoklesin kilici gibi bi tehdit olusturuyor. Liberal bir duzenin eseri oldugundan dolayi da siyasetin ekonomiye yansimasini de en asgaride tutuyor. Bu sebepten bugun piyasalar cumhurbaskanligi seciminde olasi bir AKP`linin basa gecmesine aldiris etmiyor.

Ancak yukarida saydiklarimizi piyasalar da iyiligimizi istedigi icin yada kara kasimizia kara gozumuze hayran oldugu icin yapmiyor,( kapitalist dunyanin urunu olan sey tabiki isin ucunda parayi dusunmeye programlandigindan) harcamalar arttigi zaman bunun borclanma gereksinimini arttiracagi akabinde faizleri yukseltecegi kisaca odeme guclugu olasiliginin artacagindan cekindiginden alip basini gidiyor...

Sunday, February 18, 2007

Neredeyim Ben?

Anayasa kitapcigi firlatilmasi olayinin uzerinden tam tamina 6 sene gecmis durumda. Esasinda krizi kitapcigin firlatilmasina baglamak ne derece dogru orasi tartisilir ancak saglam bir bunyesi olmayan o donemki ekonomimizi (burada o donemki kosullara deginirsek ayrica bir yazi yamak gerekir) rayindan cikaracak bir sok etkisi yarattigini da soylemek mumkun. Zaten gecmise endeksli olarak bugun de korkulan konulardan biri cumhurbaskanligi secimi esnasinda ortaya cikabilecek gerginlikler. Boyle bir durumun olusmasi halinde bunun ekonomimiz uzerinde etkileri ne derece olabilir, 2001 senesinde oldugu gibi bir durum ortaya cikar mi acaba?

Aslinda bu tip bir soruya verilecek yanit su asamada basit gibi gozukuyor. 2001 senesindeki ekonomik krize benzeyen bir durumun olma olasiligi son derece dusuk. Ancak gecen mayis-haziran doneminde oldugu gibi bir dalgalanma yasanmasi da daha cok dis kosullara bagli. Uzun lafin kisasi kanimca dissal ekstra bir gelisme olmadigi takdirde bu donemin hasarsiz atlatilacagi yonunde.

Peki bizi bu sekilde dusunmeye iten ne, ya da diger bi anlatimla neler degisti Turkiye`de bu sure icerisinde ve de dunya resmini elimize aldigimizda nedir durumumuz? Bu acidan konuyu ele aldigimizda sayisal istatistiklere bakmak en dogrusu. Nerede oldugumuza rehberlik etmesi icin AB`nin unlu Maastricht kriterleri`ni referans noktasi rakamlaryla kiyaslamak bir fikir veriyor. (Bugunlerde iyice populer, ne de olsa 2006 butcesi neredeyse denk geldi) Maastricht`te 5 tane kriter belirlenmisti ve de ortak para birimi euro`ya geciste son asamada bunlar esas alinmakta (nitekim en son slovenya 13. ulke olarak euro ya bu kriterleri de saglayarak girdi), kriterleri hatirlatacak olursak;

-Kamu açığı, GSYİH’nın %3’ünden az olmalıdır,
-Toplam kamu borcunun GSYİH’ya oranı %60’ı aşmamalıdır,
-Enflasyon oranı, son 12 ay içerisinde en düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülkenin enflasyon oranları ortalamasının en fazla 1.5 puan üzerinde olmalıdır,
-Uzun dönem nominal faiz oranları, en düşük ortalamaya sahip üç ülkenin faiz oranları ortalamasından en çok 2 puan fazla olabilir,
-Avrupa Para Sistemi’nin döviz kuru mekanizması çerçevesinde belirlenen normal dalgalanma marjlarına, en az son iki yıl boyunca ciddi sapmalar gözlenmeksizin uyulmalıdır.

Buradaki rakamlari referans aldigimiz zaman su an icin bu kriterlerden 2 tanesini saglamayi basardik ancak diger iki tanesini saglamak icin alinmasi gereken cok mesafe oldugu gozukuyor. Nedir bunlar oncelikle butce acigi rakami bu sene 0.7% gibi bi rakam geliyor (GSYIH rakamini hukumet tahmini olarak aldigimiz zaman), ve de yine rakam henuz kesinlesmis olmamasina ramen kamu net borc stoku maksimum oran olan 60% in altinda gelecegi kesin gibidir (nitekim mart ayinda acikliga kavusacak ve de asagi yukari 50% in altinda gerceklesecek). Ayrica son madde sayisal bir deger tasimasa da saglanmis kriterlerin icerisinde yer aliyor (ne de olsa serbest kur rejimi). Ancak burada sunu belirtmekte fayda var ki AB`nin esas oglanlari Fransa ve Almanya butce acigi oranini karsilamakta oldukca zorlaniyorlar, hatta buyume ve istikrar paktinda yaptiklari katakullilerle ceza almalarini erteletmeyi basardilar.

Tutturmaktan uzak oldugumuz kriterler ise enflasyon ve faiz oranlari, ozellikle son dalgalanma sirasinda en cok etkilenen rakamlar da bunlar olunca kriterleri tamamen karsilama noktasinda zaman kaybettigimiz gercegi ortaya cikiyor. Bugun icin Maastricht kriteri seviyesindeki enflasyon orani 2.9% (bizdeki 2006 sonu rakami 9.65% oldugunu ayrica 2007, 2008 ve de 2009 icin hedeflenen enflasyon oraninin 4% oldugunu soylemek gerekiyor. Hedeflenen enflasyon orani yakalansa dahi yukaridaki referans rakami sabit dusundugumuz takdirde, Maastricht Kriteri 2009 yili sonuna kadar tutmuyor). Uzun vadeli faiz oranlarina baktigimiz zaman da 2006 sonu icin referans rakaminin 5.7% oldugunu goruyoruz. Bizdeki oran ise su an 19% lerde, aradaki fark fazla yoruma da yer birakmiyor, ancak gorunen o ki tamamiyle Maastricht Kriterlerini karsilamak icin uzunca bir sureye gereksinim oldugu, hos AB`ye girisimizin de uzun yillar alacagini dusunursek zaman yeterince mevcut (ama bakalim AB`ye girecek miyiz? Girmeli miyiz konusu ayri burda onu yazmak icin yer yok ne yazikki).

Bu durumda gorunen manzara su ki, bu zamana kadar alinan mesafe gayet olumlu, ancak stabil bir ekonomi ardindan yuksek refah seviyesi icin daha oldukca yol almamiz gerekiyor, yolun ortasi degil belki de basindayiz...

Wednesday, January 31, 2007

Degisen bir sey var mi?

Tarihler 31 ocak`i gosteriyor ve iki hafta once yazdgimiz yaziya istinaden hem abd deki enflasyon rakamlari hem de buyume ve fazi karari ardindan gelen aciklamalar yapildi. Son iki haftada gozuken o ki abd ye bagimli iyimserlik su anda guclenmis durumda. Hem buyume rakamlari hem enflasyon rakamlari fed`in bekledigi gibi gelisti (aslinda cuma gunu gelecek olan payroll datasi da onemli) ve de son aciklamasinda fed beklenenden daha hafif bi aciklama yaparak piyasadaki beklentilerin biraz daha sismesine izin verdi. Ne de olsa enflasyon da riskler surse de bu olasailik azaldi ve de buyume ilimli bir sekilde devam ediyor (son ceyrek 3.5%lik rakam abd icin iyi seyler ifade etmek icin yeterli). Hos bu ilimli buyumenin devam etmesi ve de abd deki havalarin sogumasinin bahane edilmesiyle petrol fiyatlari 58 usd ye cikti bugun, petrolde yeni bir spekulatif sisme soz konusu olacak gibi gorunuyor.

Bizde de haftasonunda baslayan hafif yukari hareketin yerini iyimserlige biraktigini gorduk bugun ozellikle bono tarafinda alimlar dikkat cekici, ve de su an itibariyle usdtry kurundaki beklenen yukselis yerini tam tersi ytl de pozisyonlarin acilmasina birakmis gozukuyor. Her ne kadar yen in deger kazanmasi icin ozellikle Fransa tarafindan baski geliyor olsa da carry trade e devam hareketi gozleniyor (eh bu kadar fazi nerde nasil bulunacak).

Bugun bizde de onemli bir veri vardi, 2006 yilinin ve 2006 aralik ayinin resmi dis ticaret dengesi aciklandi. Ortaya cikan rakam tarhimizin en yuksek dis ticaret acigi olsa da (51.9 bio usd), son ay gelen dis ticaret acigi rakami (yaklasik 3.1 bio usd) piyasa beklentilerinin oldukca altinda geldi. Ozellikle son ay ihracatin ithalati karsilama oran yaklasik 73%lik bir orana ulasti ki son donemlerde yakalanan en yuksek oran diyebiliriz (2006 senesi geneli ele alindiginda bu oran 62% civarinda). Bu durum son donemde (dalgalanma ardindan bozulan morllerle dusen tuketici guveni ve mb nin faiz artirimin etkisiyle) ekonominin ihracata dayali olarak hiz kazandigi sonucunu ortaya cikarabiliriz., nitekim kapasite kullanimi ve sanayi uretimi verileri eylul ayi sonrasi iyi geliyor. (Resmi olmayan istatistiklere gore 2007 ocak ayi ihracat rakamlari gecen seninin 38% ustunde gidiyor, ancak burada gecen seneki kar yagisi ve bayram tatili suresinin uzun olmasinin etkisi oldgunu unutmamak gerekiyor).

Orta vadeye baktigimizda akla takilan sorulardan birisi de tcmb`nin fazileri artirma olasiligi var midir? ya da orta vadede faizlerin seviyesi icin ne soylenebilir sorusu. 2007 basinda bu sene faizlerin o kadar kolay dusmeyecegi varsayimi da bu ay sonuna geldigimizde hafif yumusamis gibi gorunmekte. Ancak akildan cikarilmamasi gereken bir sey var ki tcmb nin gecen sene yasadigi kredibilite kaybi sonucu bu sene icerisinde enflasyonun belirlenen patika ya paralel bi sekilde hareket etmesi icin oldukca ihtiyatli davranmasi gerekiyor. Nitekim hedefle uyumlu belirlenmis patikaya baktigimizda mart ayinda 9,2% olan tufe`nin haziran ayinda 6.7% e kadar dusmesi beklenmekte. Bu rakam oldukca keskin ve iddiali bi dusus, ancak tcmb burada gecen yilda olusan yuksek enflasyondan dolayi baz etkisinin bu keskin dusu saglayabilecegini dusunuyor. Eger gercekten buradaki rakamlar merkez bankasinin hedefle uyumlu patikasina paralel sekilde gerceklesirse beklentilerde de keskin bir iyilesme soz konusu olacaktir ve de faizlerin hizla dusmesi soz konusu olacaktir (enflasyonun 4 civarinda olusabilecegi gercegi reel faizi inanilmaz cazip kilacak ve de buyuk alim gelecektir). Bu durumda merkeze faizi indir baskisi artacak ve de temmuz agustos aylarinda olusacak bu baskiya merkez kasimdaki secimleri dusunerek nasil cevap verecek senaryosu gundeme gelebilecek.

Tabi burda sunu vurgulamakta fayda var ki buradaki dusunceler tamamen ceteris paribus a gore olusmakta, yani her sey beklendigi gibi giderse, diger varsayimlar sabit kalirsa (cumhurbaskanligi secimi sorunsuz ve genis kitlelerce benimsenen bi aday gelmesi, olasi bir dis sokun ortaya cikmamasi, irakta asker bi catismanin olmamasi durumlari bunlara ornek teskil edebilir). Bunlarin yaninda cari denge nin de dusme egilimi gosterse de yine bir risk (panik aninda en guzel bahane kaynagi) olarak ampul gibi parladigini da belirtelim.